14 Ağustos 2006

piç yazı

not bir: bu metin bir duygu sömürüsü aracı olmadığı gibi gövde gösterisi platformu da değildir. bir tür yazılı düşünme denemesidir. yazıyı okurkenki duygu ve düşünce halinize göre anlamanız, hafife almanız, dalga geçmeniz ya da sempati duymanız olasıdır. gel gör ki bu hiç bir şeyi değiştirmez. zira dengesizlik insanın özünde mevcuttur ve insan bugün ağladığına yarın gülebilir. yazar da bu yazıyla ilgili ileride hissedeceklerini kestirememekte ve yazının arkasında durmayı garanti etmemektedir. dolayısıyla ortada sahipsiz bir yazı vardır. bazı zamanlarda bazılarımızın sahip çıkacağı bir yazı. piç de diyebiliriz bu yazıya. piç yazı.
başlayalım.yazı kendini yazmaya başlıyor. ben aracı oluyorum. biraz da kendimden katıyorum.bir iki üç....

aidiyet duygusuyla kendimi bildim bileli sorunum var. üzerime yapışmış, zift gibi bir "ait olamama" duygusu taşıyorum içimde. bu aslında beni "ait olamayanlar"a dahil ediyor. oraya ait oluyorum. ama emin olun bu "aidiyet" normal değil. kimsenin birbirinden haberdar olmadığı, haberdar olsalar da iletişim kuramadığı, sürekli olarak "diğer"inden kaçtığı bir topluluk düşünün. tam da öyle. toplu olarak hareket etmekten kaçınan bir topluluk. üstelik topluluk olma duygusu da bu tek başınalıktan geliyor. biliyorum böyle hisseden çok insan var. lakin bu duyguyu dönemsel hissedenlerle kendimi bir tumuyorum. evet hepimiz ergen olduk, sivilce çıkardık, bunalıma girdik.bahsetttiğim şey bundan daha ötesi.

her neyse... işte üstümdeki bu "ziftli duygu" topluluklarla arama hep bir perde koydu.dahil edilmek istendiğim gruplardan uzak durdum, insanlara kapıyı açmadan önce tonlarca soru sordum, gelişine yaşamadım vs...
evet kolay olmadı ancak bunun çok faydasını da gördüm. bu perdeden geçen insanları kendimden bildim. benim gibi değillerdi ama farklılıkları o kadar özeldi ki, hepsinden acayip şeyler öğrendim. hepsi benim için çok önemliydi.
yıllar geçti ve zaman eleğini elemeye başladı. elimde sadece bir kişi kaldı. şu an o da kendi derdinde çünkü ağır dertleri , benim bile dokunamadığım yaraları var... yapacak bir şey olmadığına neredeyse eminim.
elde var kendim ve yalnızlık. ama o şarkılarda geçen ilişki sonrası yalnızlığı değil. bu daha gerçek bir yalnızlık. kendime kaldım sanırım. msn listesinde 133 kişiyle yalnızım. telefon listesinde 250 kişiyle yalnızım. her gün konuştuğum 34 insanla yalnızım. kendimle yalnızım. evde yalnızım. dünyaya bağlanıyorum ama yalnızım.
bu istatistiklere bakarak bunun gürültülü bir yalnızlık olduğunu söylemek mümkün. onu susturmak için fonda gündelik konuşmalar, elden düşmeyen sigaralar, sürekli çalan bir kaç depresif şarkı var ve bir sürü soru var.
niye yazdı bu yazı kendini? ve şimdi neden durdu birdenbire? bilmiyorum..devamı gelirse aktarıyor olacağım. piç yazı işte. yine kafasına göre dolaşmaya çıktı.
iyi gece.




frontpage hit counter


1 yorum:

burcu onur türker dedi ki...

bu aidiyet bana göre de deil.bazen ruhla beden de uyum sağlayamayıp şizoid bi durm yarattığında aitliğimin başı dönüp "nereye gitçem"diye sorunca ben de "ait oldun yere diyorummm..."