19 Şubat 2008

bağlı



frontpage hit counter
insan, taş attığı kuyudan ses gelsin istiyor. kuyudaki, aşağı düşen taşın bir işaret olduğuna inanmak istiyor.

“bazen tek çare bir hikâyeye inanmaktır.”
hayır, her zaman tek çare bir hikâyeye inanmaktır.

hikâyeyi dilinizin üstünde gezindirmek, tadı kaçtığında yutkunmayı bilmek, bildiğinizi unutmak üzerine romantik inançlar beslemek.

parmaklarınızın arasında dolaştırdığınız bıçak gibi, her zaman bir yerlerinize saplanma olasılığıyla (hikâyeyi hikâye yapan bu olasılıktır) ve zamanı öldürecek kadar akıl dışı bir devinimle.
zamanı öldürme illüzyonuna sıkı sarılın. çünkü gerçek olan şu ki aslında zaman bizi öldürüyor.

bir hayatınızın olması için bir hikâyeniz olmalı.

2 yorum:

philis dedi ki...

i'm not living
i'm just killing times...
belki de bu evet, yapmamız gereken asıl eylem, bilemedim, ama doğru, hikayeleri unutabilmek de önemli, üstesinden gelebilmek de... ben hikaye sandığım şeylerin ve korkularımın üstesinden gelmeye çabalıyorum, hikaye olduğunu bildiğim bir şey uğruna, ama zaten yapılması da gerekiyor, sadece güç almak belki de benimkisi, bilmem, ama deniyorum... bugüne dair bütün gazete küpürleri, düne dair olan şeylerin yokluğuyla ilgili haberler veriyor deyip düzenli gazete okumayı bırakmıştım savaş döneminde yıl 2004,simgesel bir tepki evet, belki iyi sonuçlar da doğurmamıştır ama zamanın bizi yoketmesi için daha çok erken sanki, bizim hikayemiz olduğuna inandığım şey için direniyorum zamana sanırım, hasar veriyorum akışına, 3 saat 3 günmüş, 5ay bir haftaymış gibi gelebiliyor işte, zaman öldüremesem de akışını zedeleyebiliyorum hayal gücümle ve sarsak düşüncelerimle...
ve bağlı evet, bizim zamana bağlı olduğumuz gibi zaman da bize bağlı deği,l mi, o da bizden korkuyor öyleyse, buna göre davranmak en akıllıca yöntem...
delinin biri bir kuyuya taş atmış, sesini duymak için, kırk akıllı bunu çıkaramamış, oysa zaten deli taş çıkmasın istiyormuş belki, bunu bilemeyiz, hikayeye her zaman akıllılar tarafından bakmaya zorlanmış bizler, taşın amacına ulaştığını aslında bilemeyiz, oysa deli halinden memnundur mesela, misal ben halimden memnunum ya da sen belki memnunsun, memnuniyet bizi deli yapacaksa buna engel olmaya niyetli değilim, taşı çıkartmaya çabalayarak geçirdikleri ölü zamanın hesabını yapmayıysa akıllılara bırakıyorum...

Adsız dedi ki...

Atılmış olan taşın getirdiği sessizlik de bir işarettir. Yalan söylerken yalan söylemek kadar gerçektir dürüst olmak. Soğuk tarafından çarparız bazen hayatın anlamına.Kurduğumuz bütün cümleler katıdan gaza geçip akışkan zamana yapışırken "ürpermek" ayakta kalmayı başarmaktan daha iyi olabilir.
Bir duygunun duygusuzluğu susturur gözlerimizi.Gözbebeklerinin "büyümeyi" başaramamış sessizliği, ıssızlığında muhafaza eder naif yanlarını.Dudağına kadar getirip ısrdığın kelimlerin sesi,yutkunduğunda canlı kalmasını bilir.Birkaç damla, tekrarı olmayan güzel bir hikaye düşürür avuçlarına.Gözlerin yandığında tüm inançlar "uyurgezer" olup evrende dolaşmaya başlar.Hikaye ve hikayeler yaratır DÜŞlerinde.Çakışırlar,kesişirler.tegettirler ya da paralel. Uykunun en tatlı yerinde bölünüp ellerine sarılırlar.
Evet " Her zaman tek çare bir hikayeye inanmaktır."

"Nymphe"